:::: MENÜ ::::

İş Dünyasının Hipileri Buraya!

Yazar notu: Bu yazı Optimist‘te yayınlanması için yazılmıştı, ama olmadı, kısmet değilmiş… Çok sevdiğim bir derginin kapanması, ama bilginin yok olmaması adına geç de olsa burada yayınlayalım…

Eylül ayının sonunda gittiğim Mutlu Girişimcilik Kampı’nda (Happy Startup Summercamp) bu tabela ile karşılandım: ‘Business Hippies This Way’. Üç günlüğüne İngiltere’de bir kamp alanında farklı ülkelerden ve sektörlerden, girişimci, yatırımcı ve mentorlarla beraber ‘hipi’ olmak bana çok iyi geldi. Optimist’e yazdığım bu ilk yazıda da bana iyi gelenleri bulup sıralamaya karar verdim. Hem okuyana, hem de benzer bir kampı Türkiye’de yapmaya karar verenlere iyi gelmesini dilerim.

Fotoğraf: Neil Shaw

1- Şehirden uzak olmak

Kampa katılanlar, başta Londra ve ev sahibi Happy Startup School’un (Mutlu Girişim Okulu) da olduğu Brighton olmak üzere farklı şehirlerden gelmişti. Bilirsiniz, genellikle bilgisayar başında, kapalı bir alanda çalışıp, toplantılar, etkinlikler ya da müşteriler için sabahtan akşama şehrin bir ucundan bir ucuna koşturup duranlar… ki ben de onlardan biriyim. İlk gün çadırımı kurarken “15 yıldır çadırda kalmamıştım” sohbetine kulak misafiri oldum.

Evet, çadır ve uyku tulumunu ta Türkiye’den sırtımda taşımak biraz yordu beni. Ama sabahları doğayı duyarak uyanmak, kafamı nereye çevirsem yeşil görmek, içeride sıkıldığım anda dışarıda beni bekleyen böğürtlenlerin olması fiziksel dertlerimi aldı götürdü. İlk gece altımda mat olmayınca çok üşüdüm ve uyuyamadım; sonraki gece ateş başında sohbet edip, şarkı söyleyip, üzerinde özlü sözler yazan marşmelovları yiyince, içim huzurlu, aklım zehir gibi, matın altına bir battaniye atıp mışıl mışıl daldım uykuya. Artık yürekten inanıyorum, her fırsatta bir kamp yapmak lazım!

Yediğim mesajlı marşmelovlardan biri, ‘There is nothing like the present’, çevirisi ‘Şu an gibisi yok’

2- Elle üreterek hayal etmek

İlk gün birkaç kişinin elindeki tahta kaşıkları görünce ‘Bushcrafting’ (Çalı Sanatı) aktivitesini kaçırdığımı anladım. Bir daha kimbilir ne zaman tahta oymayı öğrenirim diye üzülmeme fırsat kalmadan ‘Visual Thinking’ (Görsel Düşünme) atölyesi başladı. Kamp boyunca konuşmaları görselleştiren Claire Holgate nasıl ‘Vision Board’ (vizyon afişi) yaparız anlattı: farklı dergileri masaların ortasına yığdı, ‘İsteklerinizi, hedeflerinizi, değerlerinizi ve nereye gitmek istediğinizi dergilerden kestiğiniz resim, fotoğraf, kelimelerle görselleştirin’ dedi.

Görsel Düşünme atölyesinde vizyon afişlerimizi hazırlarken… (Fotoğraf: Neil Shaw)

Ne istediğimi görselleştirmek çok eğlenceliydi, atölye sonrası duvara astığımız afişleri teker teker incelemek, benzerlikleri ve farklılıkları bir arada görmek daha da güzeldi. Çok benzer bir heyecanı ve zevki, ertesi gün Laila Pawlak’ın düzenlediği LEGO Series Play (LEGO Ciddi Oyun) atölyesinde, girişimimin 1000 gün sonra nasıl olacağını hayal edip, legolarla gruptakilere anlatınca da yaşadım. Benim gibi başkaları da bu atölyeleri çok sevdi, sanırım yakında başka eğitim ve seminerlerde benzerlerini göreceğiz.

Duvarlar dolusu hayaller!

3- Yalnız olmadığımızı bilmek

Girişimcilikle ilgili etkinliklerde sık başıma gelen bir durum bu: Yanımda oturan bir kişiyle sohbete başlıyorum, neler yapıyoruz birbirimize anlatırken birden ‘Aaaa biz de öyle yaptık’ diyerek gülümsüyorum. Aynı anda sanki birileri omuzumdan bir yük kaldırıyor ve içimden ‘Oh yalnız değiliz!’ hissi geçiyor. Kampın ikinci gününde, Maptia kurucuları Doroty Sanders, Dean Fischer ve Jonny Miller’den fikir aşamasından bu yana yaşadıkları 5000 günün hikayesini dinlerken de benzer bir his geçti içimden.

Maptia yerlerin hikayelerinin paylaşıldığı bir platform. Henüz platformda yazmadım ama bir süredir birkaç hikaye anlatıcısını takip ediyorum. Hiç girişim olarak bakmamış ve bloglarını okumamıştım. Dünyanın en seçkin inkübasyonlarından biri olan TechStars’a seçilmelerini, Seattle’da geçirdikleri günlerde diğer ekiplere göre daha yavaş kalıp zorlandıklarını, sonra bu çalışma şeklinin onlara göre olmadığına karar verip Fas’ta deniz kenarına taşındıklarını kendi ağızlarından duyunca birden huzura erdim. Oh be yalnız değiliz! 5000 günlük Maptia hikayesi pek çok girişimcilik hikayesi gibi inişli çıkışlıydı, belki de hayat gibi. Girişimcilerin bloglarında bu hikayelere rastlamak mümkün ama halen yazılmakta olan bir hikayeyi yüzyüze dinlemek bambaşkaydı benim için. Kimbilir belki girişimciler olarak masal geceleri yapma zamanımız gelmiştir…

Claire Holgate tarafından çizilen ikinci gün

4- Hislerimi ve düşüncelerimi duymak

Mutlu girişimcilik kampı gibi pek çok kişinin katıldığı etkinliklerde, bazen beraber iş harici şeyler yapmak o kadar keyifli oluyor ki, kimilerine ancak etkinlik sonunda ‘Sen neyle uğraşıyordun?’ demeyi hatırlıyorum. Bu kampın son gününde, cumartesi gecesi dans pistinde saatlerce beraber dans ettiğim Shamash Alidine’in kampa katılımcı olarak değil, ‘Mindfulness for Entrepreneurs’ (Girişimciler için Farkındalık) adında bir atölye düzenlemeye geldiğini öğrendim. Meğersem kendisi ‘Mindfulness for Dummies’ (Meraklısına Farkındalık) kitabının yazarıymış!

Shamash bize açık alanda birkaç farkındalık çalışması yaptırdı. En kolayı başkaları ile mümkün olduğunca az iletişime girerek, kendi başımıza 5-10 dakika yürümek, içimizden neresi geçiyorsa oraya gitmekti. ‘Dolaşırken zihninizden ne geçiyor, ne hissediyorsunuz, ne düşünüyorsunuz farkına varın.’ sözleri ile kampın farklı yönlerine doğru yürüyüp geldik. Farkındalık haline dönmek için yeni öğrendiğim ve çok sevdiğim bir çalışma oldu. Bir daha ‘Hiçbir şey yetişmeyecek!’ krizine girdiğimde umarım hatırlarım.

Burada farkında olmak kolay tabii!

5- Benzer kişilerle bir arada olmak

Kampa giderken isteyenler için girişimlerini tanıtabilecekleri bir alan açılacağını biliyordum ama herhangi bir hazırlık yapmak içimden gelmedi. Kampta Laurence McCahill gelip ‘Senin de girişimin yok mu? 1 dakikada girişimini anlatıp topluluğa neye ihtiyacın olduğunu söylemek istemez misin?’ dediğinde hayır diyemedim. Pitch sonrası emin değildim, açık mıydım, ihtiyacımızı net dile getirebildim mi, acaba başka birimiz olsa bu fırsatı daha mı iyi değerlendirirdi soruları kafamda dönüp duruyordu…

Daha sonra bu soruları kenara atıp sunumları dinlemeye karar verdim. Her ne kadar sunumların çoğu ilham verici olsa da çok sıkılıp dışarı kaçtıklarım da oldu. Bunlardan birinde yanıma ‘Sen sabahki paylaşım platformu pitch’ini yapan kişisin değil mi?’ diyerek birisi geldi. Daha sonra organizasyonlara koçluk yaptığını öğrendiğim Hannes Couvreur’la yaptığım sohbet kamp boyunca en aydınlandığım anlardan biriydi.

Bitirirken kendime ve bunu okuyan girişimci arkadaşlarıma not: İşini ve ihtiyacını anlatmaktan korkma, açık ol, eğer doğru zamanda doğru yerdeysen bulması gereken seni bulur!

Dans ederken içeri kampın fotoğrafçısı Neil Shaw’ın girmesi ile nasıl birden organize olup böyle poz verdik ve ben nasıl bu karenin tam göbeğine düştüm bilmiyorum, ama iyi ki yapmışız! (Fotoğraf: Neil Shaw)


Ne düşünüyorsun? Nasıl hissediyorsun??